🚨 ÖZEL |TÜİK 2025 Sağlık Raporu: Gelir Grupları Arasındaki Uçurumlar
TÜİK tarafından paylaşılan 2025 yılı Sağlık Modülü verileri, bize sadece soğuk birer istatistik sunmuyor; aksine mutfağımızdaki harcama dengesinden, akşam işten döndüğümüzde koltuktan kalkacak enerjiyi bulup bulamadığımıza kadar çok tanıdık bir Türkiye portresi çiziyor. Sahiden, toplum olarak ne kadar sağlıklıyız? Boş zamanlarımızı gerçekten kendimizi tazelemek için mi kullanıyoruz, yoksa sadece bir sonraki mesaiye kadar “hayatta kalma modunda” enerji mi depoluyoruz?
Bu veriler, gündelik yaşamımızın ekonomiyle, çalışma koşullarıyla ve fiziksel kapasitemizle nasıl iç içe geçtiğini gösteren çarpıcı bir aynadır. Rakamların ötesine geçtiğimizde; yorgun, hareketsiz ama bir o kadar da geçim ve sağlık kaygısıyla yüklü bir toplumun hikâyesini okumaya başlıyoruz.
Hareket Etmiyoruz, Sadece Dinleniyoruz
Türkiye’de fiziksel aktivite, bir yaşam biçimi olmaktan ziyade ulaşılamaz bir lüks gibi görünüyor. Verilere göre, fertlerin olağan bir haftada iş dışındaki zamanları incelendiğinde, büyük çoğunluğun spor veya hobi yerine tam bir durağanlığı tercih ettiği anlaşılıyor. Toplumun sadece %1,4’ü günde iki kez veya daha fazla hareket ederken, %11,6’sı günde bir kez, %11,5’i ise haftada 1-3 kez fiziksel aktiviteye zaman ayırabiliyor.
Hatta “en azından haftada bir kez 10 dakika yürürüm” diyenlerin oranı bile %6,7 gibi oldukça düşük bir seviyede kalıyor. Bu tablonun en çarpıcı ve düşündürücü gerçeği ise şu cümlede saklı:
“Fertlerin %63,3’ünün ise fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmadığı görüldü.”
Bu devasa oran, toplumsal bir yorgunluğun ve motivasyon kaybının işareti olabilir. İş dışındaki zamanın “aktif bir dinlenme” ile değil, tamamen “eylemsizlik” ile geçmesi, bireylerin fiziksel ve zihinsel olarak ne kadar tükendiğinin bir yansımasıdır.

Çalışma Hayatında Sınıfsal Fark: Oturmak Bir Lüks mü?
Çalışma hayatındaki fiziksel yoğunluk, bireyin ekonomik refahıyla doğrudan ve sert bir korelasyon gösteriyor. Veriler, iş yerinde “oturarak çalışmanın” neredeyse bir sınıfsal gösterge haline geldiğini kanıtlıyor. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olmayanların %31,7’si işini oturarak yaparken, bu oran yoksulluk riski altındakilerde %17,2’ye kadar sert bir düşüş yaşıyor.
Bu durum, bedensel emeğin yükünün kimin omuzlarında olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Ağır fiziksel aktivite gerektiren veya ağır işlerde çalışanların oranı, yoksulluk riski altındaki grupta %11,2 iken; refah düzeyi daha yüksek olan grupta bu oran yarı yarıya azalarak %5,5 seviyesine iniyor. Özetle, ekonomik güvencesizlik arttıkça, bireyin hayatta kalmak için vücudunu çok daha sert ve yıpratıcı koşullarda kullanması gerekiyor.
Sağlık Harcamaları: “Biraz Yük” Ama Çokça Kaygı
Hanelerin sağlık harcamalarıyla olan imtihanı, Türkiye’nin ekonomik gerçekliğini sağlık üzerinden okumamızı sağlıyor. Verilere göre doktor muayenesi ve tedavi harcamaları, hanelerin %50,2’sine “biraz yük” getirirken, %6,1’i için “çok ağır bir yük” teşkil ediyor.
Harcamaların türüne göre hissedilen yük ise dikkat çekici bir farklılık gösteriyor:
- İlaç Harcamaları: Hanelerin %44’ü ilaç harcamalarının kendilerine hiçbir yük getirmediğini belirtiyor.
- Doktor Muayenesi: İlaçtaki bu görece rahatlık, doktor muayenesine gelince azalıyor; muayene masraflarının yük getirmediğini söyleyenlerin oranı %40,9’a düşüyor. Bu da ilaca erişimin, doktorun kapısından girmeye kıyasla psikolojik ve ekonomik olarak daha yönetilebilir algılandığını gösteriyor.
- Diş Sağlığı: Ekonomik baskının en çok hissedildiği alan ise ağız ve diş sağlığı. En düşük gelir grubundaki hanelerin %45,4’ünde son 12 ayda diş muayenesi veya tedavisi için herhangi bir harcama yapılmadığı/yapılamadığı görülüyor. En yüksek gelir grubunda ise harcama yapmayanların oranı %25,5’te kalıyor.
Görmek Zor, Konuşmak Kolay: Fiziksel Engellerin Dağılımı
Toplumun günlük fonksiyonlardaki zorlanma düzeylerine baktığımızda, “iletişim kurma” konusunda neredeyse kusursuz bir tablo çiziyoruz (%96,9 sorun yaşamıyor). Ancak konu fiziksel kapasiteye gelince işler zorlaşıyor. En çok zorlanılan alanların başında %17,3 ile görme ve %15,2 ile yürüme geliyor.
Yoksulluk riski, bu fiziksel zorlukları daha da derinleştiriyor. Grafik verileri incelendiğinde:
- Yürüme fonksiyonunda, yoksulluk riski altında olmayanların %84,4’ü hiçbir sorun yaşamazken, risk altındakilerde bu oran %74,9’a geriliyor. Risk altındaki grupta “çok fazla zorlananlar” (%6,6) ve “hiç yapamayanlar” (%0,5), diğer gruba göre belirgin şekilde daha yüksek.
- Görme konusunda da benzer bir asimetri var; yoksulluk riski altındakilerde “çok fazla zorlanma” oranı %2,9 ile diğer grubun (%1,8) çok üzerinde seyrediyor.
İletişim kurmanın bu denli sorunsuz olup fiziksel fonksiyonların bu kadar zorlayıcı olması, toplumsal olarak “konuşmaya” enerjimiz olduğunu ancak “yürümeye” ve “görmeye” dermanımızın kalmadığını ya da bu fonksiyonları koruyacak sağlık hizmetlerine erişimin sınıfsal engellere takıldığını düşündürüyor.
Geleceğe Bakış
2025 Sağlık Modülü verileri, Türkiye’nin hem fiziksel hem de ekonomik olarak “yorgun” bir toplum tablosunu önümüze koyuyor. Boş zamanında sadece dinlenmeyi seçen, ağır işlerde gövdesiyle çalışan ve sağlık harcamalarını sırtında bir yük olarak taşıyan milyonlar… Ekonomik yorgunluk ile bedensel tükenmişliğin bu denli iç içe geçmesi, toplumsal refah tartışmalarının merkezine sağlığı ve çalışma koşullarını koymamız gerektiğini hatırlatıyor.
Kaynak:https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/62059
Güncelleme Tarihi:12.04.2026-13:40





