Şiddetin Ana Dile Dönüştüğü Bir Dünya: “Zarar Vereceksin”
Yazar Hamdi Koç’un son romanı ‘Zarar Vereceksin’ şiddetin bir dil ve varoluş biçimi olarak kurulduğu bir dünyayı anlatıyor. Kitapta, şiddet gündelik hayatın akışı içinde, neredeyse bir ‘ana dil’e dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor.
Edebiyat bazen bir hikaye anlatmaz; bir iklim kurar. Okuru içine çektiği o iklimde nefes almayı, bakmayı, hatta düşünmeyi yeniden öğretir. Usta Yazar Hamdi Koç’un Doğan Kitap tarafından yayımlanan son romanı Zarar Vereceksin tam da böyle bir metin: Şiddetin bir dil ve varoluş biçimi olarak kurulduğu; yalanın bir sapma değil, bir hayatta kalma stratejisine dönüştüğü; hakikatin ise sabit değil, sürekli yer değiştiren bir zemin haline geldiği bir dünya.
Koç’un anlatısı, ilk cümlesinden itibaren okuru yakalar; onu alıştığı ahlaki ve estetik ölçülerin dışına iterek yeniden konumlanmaya zorlar. Burada şiddet ne bütünüyle teşhir edilir ne de estetize edilerek masumlaştırılır; aksine, gündelik hayatın akışı içinde, neredeyse bir “ana dil”e dönüşmüş gerçeklik olarak karşımıza çıkar.
Hamdi Koç’la “şiddet” ve “hakikat” ekseninde Zarar Vereceksin’i konuştuk.
Romanın daha ilk sayfalarında okuru doğrudan şiddetin ortasına bırakıyorsunuz. Bu ani ve sert giriş, okurun gerçeklikle kurduğu ilişkiyi harekete geçirmeyi mi amaçlıyor?
O şiddet durduk yerde ortaya çıkan bir şiddet değil. Evveli Çıplak ve Yalnız’a gider. Dediğiniz gibi bir işlevi var mı bilmiyorum. Ben öyle olsun diye yazmadım. Zarar Vereceksin’in ortaya çıkış sebebi ilk iki cümlesidir. O iki cümle aklıma geldi, hoşuma gitti, beni güldürdü ve roman öyle başladı. Öyle başlayınca da öyle gitmek zorundaydı. Ama bütün o sertliği sarıp sarmalayan bir mizah var, bu da bana kalırsa o sertliği sevimli bir sertlik haline getiriyor.
‘Yazarken tek düşüncem kendimi eğlendirmekti’
Romanın ritmi ve sesi, atmosferi ve kurgusu oldukça sinematografik. Yazarken görsel bir kurgu mu düşündünüz?
Hayır. Size bir şey söyleyeyim mi, çoğu roman bolca boş laf doludur. O romanlardan o boş lafları çıkartırsanız elinizde az çok sinematografik bir kurgu kalır. Zarar Vereceksin’i yazarken tek düşüncem kendimi eğlendirmekti, iki sayfa sonra ne olacağını bilmeden, ne olacak, ne olacak diye heyecan duyarak yazmak. Dolayısıyla baştan bir olay örgüsü de kurmamıştım. Romandaki dünya gayet hızlı dönen bir dünya. Ritim de ona göre olmalıydı. Benim yaşımda artık roman yazarken her şeyi düşünerek yapmazsınız. Yılların alışkanlıkları var. Sadece roman bittikten sonra biraz kısalttığımı, güzel olsa bile hikayeye faydası olmayan, hikayeyi ileriye taşımayan, okurda yerinde sayıyormuş hissi uyandıran birkaç yeri çıkarttığımı söyleyebilirim.
Metinde sık sık “hakikat” ile “anlatılan gerçeklik” arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Bu tercihin metne katkısı nedir?
O bulanıklık postmodern bir bulanıklık değil de postmodern bulanıklığa şakacı bir giriş. Romandaki varlığı tümüyle Mesut’un karşısındaki düşmanların devletle ilişkisi olduğunu fark edince, dürüstlüğün adalet nezdinde makbul bir şey olmadığını kavrayınca kurnaz olmaya ve etkileyici yalanlar söylemeye başlamasıyla ortaya çıkıyor. Yoksa anlatıcının okura kurduğu bir tuzak değil. Düşünsenize, birileri size pusu kuruyor, sizi öldürmeye çalışıyor ve bir bakıyorsunuz adamlar polis, ekstra iş almışlar. Ondan sonra insan kendisinden başka hiçbir şeye güvenemez. Mesut en yakını olan yengesinden başka hiç kimseye hiçbir konuda doğruyu söylemiyor veya tam söylemiyor. Kitabın bir adı da “yaşasın yalan” olabilirdi. Ama biz okur olarak yalanın yalan olduğunu söylendiği an, bazen de söylenmezden hemen önce biliyoruz. Ben Mesut’u ve yalanlarını çok sevdim. Adam devleti parmağında oynatıyor.
‘İyi bir roman hiçbir şeyi abartamaz’
Metinde şiddetin estetize edilmesi ile teşhir edilmesi arasındaki çizgiyi nasıl kurdunuz?
Bu da benim sezgilerimle olan bir şey. Hissetme meselesi. Tamam, bu kadar yeter veya böyle iyi diyeceğim yeri hissetme meselesi. İyi bir romanda hiçbir şeyi abartamaz, naturalist bir seviyeye götüremezsiniz. Hatta şimdilerde o hataya “grafik” diyorlar ki bence bir cümlenin veya paragrafın “grafik” olması hatadır, tabii çok hayati bir işlevi yoksa. Veya düpedüz o amaçla yazılmadıysa. Bir de deminden beri söylüyorum, alaycı anlatım alışkanlığı beni o tür bir hata yapmaktan genellikle alıkoyar ve o tür bir hata yapıyorsam da onu hoş görülebilir seviyede bırakmamı sağlar. Yani, umarım öyledir. Sonuçta bir yazar ne yaptığını sanırsa sansın sandığını her zaman yapamamış da olabilir. Burası editörün devreye girmesi gereken en önemli nokta. Zarar Vereceksin’de ben şanslıydım çünkü Hülya Balcı gibi bir editörüm vardı ve biraz ileri gittiğim bazı yerleri törpülememi sağladı. Arada bir her yazarın kulağını biraz çekmek lazım.
Erkeklik, romanda kimlik olmanın ötesinde bir şiddet dili gibi de kuruluyor. Bu bilinçli bir tercih miydi? Yine bakınca romanın dili son derece akıcı ama aynı zamanda keskin ve sert. Bu dili kurarken hangi edebi damar sizi besledi?
İnsanın dilini, üslubunu yaşadığı dünya belirler. Şiddet dolu bir dünyanın ana dili de en azından şiddet dilidir. Hatta Mesut romanın bir yerinde, hastane sahnesinde şöyle diyor, “Memlekette zorbalık ana dil.” Mesut’un o ana dili kullanan diğer adamlardan farkı ne yaptığını bilmesi, çirkin bir şey de yapsa bunun çirkin olduğunu bilmesi. Dilin akıcı ama keskin ve sert olmasına gelince bunun bir sebebi romandaki hayatın nefes nefese yaşanıyor olması, yaşayanların da boş lafla, yuvarlak ifadelerle, kararsızlıkla geçirecek bir saniyelerinin olmaması. Ölüm her an enselerinde onları kovalıyor.
‘Mizah tüm romanlarıma sirayet etmiştir’
Önceki romanlarınıza kıyasla bu metinde daha karanlık bir ton var. Bu değişim sizin yazarlık yolculuğunuzda nasıl bir kırılmaya işaret ediyor?
Ben kırılma demezdim. Olaylar çıplak halleriyle evet, karanlık ama olayları çevreleyen bir mizah var, ironi var, Mesut’un en karanlık olayları bile anlatırken ki alaycılığı var. Dolayısıyla bende bir değişim olduğunu düşünmüyorum. Mizah benim tüm romanlarıma sirayet etmiştir. Ama her romanımın da kendine özgü bir atmosferi olmasına çalışırım. Trajediyle komedi, iyilikle kötülük, dürüstlükle sahtekarlık benim gözümde hep bir ironi bütünü içinde var olurlar.
‘Büyük servetin yolu hep siyasetle kesişir’
Roman boyunca devlet, polis, hukuk gibi yapılar dolaylı biçimde hissediliyor. Bu metni politik bir roman olarak da okumak mümkün mü?
Sadece şunu söyleyebilirim, bana öyle geliyor ki büyük servetin yolu her zaman siyasetle kesişir. Hele kolay servet siyasetin içinden geçmeden veya siyaseti de içine almadan mümkün olamaz. Ortalıkta büyük paralar uçuşurken devlet pirüpak kalamaz. O parayı hayal eden birileri mutlaka kirlenir. İşin içine çeteler karışır, hatta devletin içinde devletten habersiz çeteler kurulur ve o paradan pay isterler. Mesut’un başına gelen de bu tür bir şey. Hem iyi niyetli ama işlemeyen adalete karşı hem de çürümüş adalete karşı hayatta kalma ve servetine sahip çıkma savaşı veriyor.
Şiddetin sıradanlaşması meselesi romanda çok güçlü. Sizce Türkiye’de şiddet gerçekten sıradanlaştı mı, yoksa görünür mü oldu?
Bence her zaman sıradandı, hatta eskiden daha görünürdü. Eskiden mesela gazetelerin kanlı fotoğraflar basması serbestti. O zaman şiddetin nasıl arzıendam ettiğini apaçık görürdük. Çocukluğumda rahmetli Abdi İpekçi’nin kurşunlarla delik deşik olmuş çıplak göğsünün fotoğrafı devasa boyutlarda gazetelerde yayımlanmıştı ve o fotoğraf hâlâ gözümün önündedir. Bununla beraber, artık kanlı fotoğraflara veya fütursuz fotoğraf altlarına ihtiyacımız yok. Şiddet her zaman orada, her zaman hayatımızda. Çetelerin hesaplaşmasından tutun trafikte yol verme kavgalarına, kadın cinayetlerine kadar hepsi gündelik hayatımızın parçası oldu. Tek fark fotoğraflardaki ve cep telefonu videolarındaki kanlı bölümlerin flulaştırılmış olması, çok hassas bireylermişiz gibi.
Son olarak, okurun bu romandan çıktıktan sonra kendisiyle ilgili neyi sorgulamasını istersiniz?
İyi vakit geçirdim mi, demesini. Hele şakalardan veya içli sözlerden birkaçı ezberine yerleştiyse, bu romanı sevdim dediyse ne mutlu bana. Bir de tabii insanın iyilik ve kötülük kapasitesine ve memleketin, devletin, siyasetin muhtemel hallerine dair tanıdık bir şeyler sezinler, bunları da üzerinde düşünmeye değer bulursa daha da mutlu olurum.
Kaynak: evrensel.net
Yayınlanma Tarihi: 15.05.2026, 17:25





